30 Mart 2013 Cumartesi

5 Şubat 2012 Kadıköy Deplasmanı

,
   Bir Beşiktaş taraftarı için Kadıköy Deplasmanı: 

   Takım için maç, federasyonun belirlediği gün ve saatte başlar, taraftar için bu çok farklıdır, daha haftalar önceden kafayı yersin, bilet sıkıntısı maçın heyecanı her şey birbirine girer. Bilet için gece 2-3 gibi kuyruğa girilir, sabaha doğru kalabalık artar, çevik kuvvet gelir seni kuyruktan atar, sonra sen bir daha girersin. Sonra maçtan önceki son gece kalkarsın bilete bakarsın, yarın olacakları düşünürsün, bir daha kafayı yersin. Maç günü vapurla mı geçilecek, taksi ile mi gidilecek başka bir derttir yine. Maç başlar, bolca 3'lü çekilir. Burada çekilen 3'lüler her zaman farklıdır, zıplamassın sadece, gücünün yettiğince abanırsın tribün koltuklarına, haddinden fazla zevk alırsın. Tam o esnada rakip tribünden ıslık sesleri duyulur ya, işte sen dünyanın en mutlu insanısın. Bir de takım kazanırsa, piyuuuv. Ama bir şekilde maç biter, yorgunluğu ve hatırası kalır.
   Öncelikle bu maça dair bir hikaye var benim elimde;
   Bundan 5-6 sene önce çocuk yaşlarda Beşiktaş forumlarında tanışıyor hanfendiyle beyefendi, hayaller kuruyorlar, beraber Kadıköy deplasmanına gitmek oluyor en büyük hayalleri. Sonra zaman geçiyor sevgili oluyorlar, ve ilk deplasmanları 5 Şubat 'son' Kadıköy Deplasmanı oluyor.
   İşte bunun heyecanıyla uyandım ben, bunun heyecanıyla uyandı kız arkadaşım ve yine başka duygular ama aynı amaç için uyandı o gün bilet alan bütün arkadaşlarım. O güne dair televizyonlardan, gazetelerden olaya rastlayan herkes 'Terörist Beşiktaş taraftarı' kanısına vardı. Kimse de düşünmedi 'Lan bu adamlar niye böyle şeyler yaptı, neden böyle olaylar çıktı?' diye. Kimse düşünmesin, hatta öğrenip yine aynı düşünceleri hükmetsinler beyinlerine. Biz yazalım, bizden çıksın.
   5 Şubat 2012 Maç Günü:

   Yukarıda belirttiğim gibi maça kız arkadaşımla gittim, hatta bazı sebepler nedeniyle Beşiktaş'tan değil de 2 arkadaşla daha beraber Ataşehir'den geçtik Kadıköy'e. Erken erken gidelim ki kalabalığa kalmayalım dedik.
Erkenden gittik maça 2 buçuk-3 saat var daha. Ama ilk şaşkınlığa bizim tribün kapısının 200 metre gerisinde uğruyoruz. Polis barikatı çekilmiş, Beşiktaş'tan gelenler var onlar beraber gireceksiniz diyor. Biz zaten o eziyeti çekmemek için bu saatte geldik. Tabi ki polis bildiğini okuyor ve 15-20 dakika sonra Beşiktaş'tan gelen bir grupla bizi sokuyor kuyruğa, kimse yönlendirmiyor ve kapının kapalı olduğu yerden giriyoruz kuyruğa (1 buçuk metre boylarında bir demir var). 700-800 kişinin tek kapıdan sokulmaya çalışılan bir yer deplasman tribünü. Her neyse bir buçuk saate geliyoruz o demirin önüne, 3 tane de polis var çıkartmıyor oradan, 10 dakika polise bağırdım 'Bayan var yardım et' diye. En son sırtına dokundum görsün diye, bu sefer tabi ki azarı yiyen biz olduk, polise dokunulur mu hiç?

   Türkiye'de Polis halka hizmet için değil, eziyet için vardır, bunu bir kez daha hoş bir şekilde tadıyoruz.

   Bitiyor bir şekilde bu eziyet atıyoruz içeri kendimizi. Maç başlıyor, yine fazlaca 3'lü, aralarda 'Saldır Beşiktaş'ım Oleey' ve yüksek bir sesle 'Sevinmek için sevmedik biz seni'. Tribün bu bestelerle, takım da 1-0 geride kapatıyor ilk yarıyı.
   Ve şu güne kadar hatıralarda kalacak olaylar o 15 dakikalık devre arasında yaşanıyor. Bir arkadaşla beraber tuvalete indik, tek hatırladığım bir anda bir madde atıldı duman sardı ortalığı, direk yüzümüzü kapatıp yukarıya çıktık ve herkes en üst tarafa taşıdık, gazdan etkilenmemek için en tepeye çıktık ve 3 cm'lik boşluğa soktuk kafaları. Sonradan öğrendik bizimkiler tribün kapısını zorlamış.

   Tam bu esnada stat kolonlarında bir şarkı çalıyor, Zülfü Livaneli söylüyor, Fenerbahçe taraftarı da buna eşlik ediyor;

   'Kırılsa da kanadımız, asiye çıksa adımız
   Duyan duysun bilen bilsin
   Böyledir bizim sevdamız'
   
   Aziz Yıldırım şike yapıp hapse atılınca bütün Fenerbahçeliler solcu, Fenerbahçe'de halkın takımı oldu birden. Neyse bu konuda fazla yorum yapmayalım. Şarkının çalındığı sırada Beşiktaş taraftarı polisle çatışıyor, Fenerbahçe taraftarı ısıtmalı koltuklarında keyif yapıyor. 

   Başlıyor ikinci yarı, polis gazı atıyor içeri giriyor, etkisi bitince tekrar tribüne girip gaz atıyor. Bu 60. dakikaya kadar böyle devam ediyor.
   Lig Tv spikeri bu esnada şu cümleyi kuruyor;

  'Maça gelirken bu kadar polise gerek var mı diye düşünüyorduk, demek ki varmış, demek ki valilik haklıymış.'

   Tribünden kucaklarda indirilen Fenerbahçe'li arkadaşın polis tarafından ayağının ezildiğini, çıkan yangını polisin gazının çıkardığını bilmeden söylüyor o sözleri. Ama Beşiktaş taraftarı terörist.

   65'ten sonra maça biraz daha odaklanıyor tribün, 3'lüler devam ediyor ve yine yüksek sesle 'Neyleyim cebimdeki milyon doları' ekleniyor söylenen bestelere. Takım da gol kaçırmayı sürdürüyor, son dakikada yenilen golle maç 2-0 bitiyor. Maç hakkında tek yorum yapıcam, Emre Belezoğlu'nun maçı kırmızı kart görmeden bitirmesi mucizeymiş, tekrar izleyince bunu gördüm.

   Maç bitti 1-2 saat bekledikten sonra çıkartıldık tribünden, çevik kuvvet şov çıkışta da devam etti, içeride 20-25 kişilik bir grupken çıkışta dağıldı 5-6 kişilik gruplarla çıktık. Bir ara ön taraftan biri kapşonunu kapattı, yukarıdan bir ses duyuldu 'Al bunu al al al' sonra, kapşonunu kapatan kişiyi polisler kenara çekti. Bunun şaşkınlığını üstümüzden atamadan 5 saniye sonra bizim arkadaşlardan birinin olduğunu öğrendik, gülsek mi ağlasak mı anlamadık. 15-20 dakika durup aldık arkadaşı bindik metrobüslere dağıldık evlere. Eve geldiğimde belimde kaya büyüklüğünde bir morlukla karşılaştım, o nasıl oluştu hâla bilmiyorum.

   5 Şubat gecesi sona erdi ve geriye derlediğim tribün görüntüleri kaldı. İyi seyirler efendim

1 yorum :

  • 23 Nisan 2013 13:58

    Üzerinden yıl geçince, her şey bir anda olup bitmiş gibi geliyor fakat her dakikası dolu dolu yaşanan bu derbinin akılda kalan önemli detaylarını fazla unutmadan yazıya dökelim.
    Biletlerin internetten çıktığı, dolayısıyla maçı izleyen kitlenin öyle çok da cefa çekmediği bir tribün bizleri bekliyordu. Teknolojiyle imtihanıydı holiganın, bu maç. Nitekim yenildi holigan. Kitle, zayıf, tribün sönük, organizasyon kötüydü. Yine de bilet bulduğumuz için şanslıydık. Yoğunluğun siteyi kitlediği anda, satın alma opsiyonun bir sonraki adımına götüren mucize bir link bulduk. Bileti de 6 taksit yaptık. Sezon bittiğinde hala maçın taksidini ödüyorduk, orası ayrı mesele. Bilet, zor bulunan bir şey olunca, insan parasını düşünmüyor tabii.
    Maç günü de geldi çattı. Metrobüse kadar semtten yürüyüş, metrobüse binmeden önce üst araması yapılınca maça geç kalma telaşları iyice başladı. Oysaki maçtan en az 1 saat önce stada girip rakip tribünle atışmak ayrı bir zevkti fakat biz eziyeti seçtik.
    Kolluk kuvvetlerinin aldığı olağanüstü önlemler, yıldırıcı psikolojik baskılar sinir katsayılarını zorluyordu. Abartısız söylemek gerekirse, bir kıraathane tuvaletinin kapısı kadar bir yerden 2500 kişi kısıtlı bir zamanda geçmek isteyince herkes bi gerginleşiyor. Bunca psikolojik baskı, eziyet ve yıldırma içeride de devam edecek, deplasmanların yasaklanması için fırsat kollayanlara rağmen taraftar geldiğine pişman olmayacaktı.
    İçeriye girdiğimizde maçın başlamasına çok az süre kalmıştı ve beraber geldiğim arkadaş grubumu kaybetmiştim. İlk yarıyı onlar olmadan izledim fakat maça dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Amacım tribüne katkıda bulunmak, klasik fener deplasmanı tribünü havasını yakalamaktı. Başta yazdığım gibi sanal biletler sanal bir tribün yaratmıştı.
    İlk yarı bir şekilde biti. Lavabonun yolunu tuttuk serinleyelim diye. Zaten o an buldum kendi arkadaşlarımı. Fakat o da ne; bir anda koridordan bağırış çağırış sesleri ve küfürler duyulmaya başlandı. Arkadaşım C.G. ile tuvaletten fırladık. İşin trajikomik tarafı burada başlıyor.
    Tam tuvaletten çıktığımız anda, yerde kırık bir şemsiye gördüm ve arkadaşıma "hani şemsiyeleri içeri almıyolardı lan" dedim. Daha sonra arkadaşım C.G. olaylar sırasında bu şemsiyeyi bir polis barikatına doğru fırlatacak ve malum sayılı yasadan dolayı ceza alacaktı. Vicdanımı hep rahatsız hissetmişimdir bu konuda. Bizim taraftar bir an iki koridoru ayıran demir kapıyı kırmışlar ve fenerlilerle karşı karşıya gelmişler. Biz tam olaya bu an müdahil olduk. karşılıklı el kol sallamalar ve küfürleşmelerde öteye gidemiyor, polis barikatını da aşamıyorduk. Olan olmuş bitmişti. Polis barikatını dağıtmak için yükleniliyor fakat olmuyordu. Tam o an arkamı döndüğümde 2 kişinin yangın hortumunu kırmızı demir bir kutudan çekmeye çalıştıklarını gördüm. dolap zincirle kilitliydi. Sonradan düşündüm, gerçekten bir yangın çıksa o hortumu "doğru amaçlar" için kullanamayacaktık.
    Yangın hortumunu çekmeye çalışan arkadaşlar bir yandan dolabın kapağını bükmeye çalışıyorlardı, fakat buna gerek yoktu çünkü dolapta zaten boşluk olmuştu ve hortum rahatça çekilebiliyordu. O an hortuma elimi attım ve çektim. Hortumun geldiğinden emin olunca da "aç aç aç" diye bağırdım (seviyorum böyle gaza getirmeleri).
    Hortum açıldı ve polislere doğru sıkıldı. Videolarda da gözüküyor, ilginç anlar yaşandı. Akabinde polis bu ilginçilği kaldıramadı ve biber gazını boca etti üzerimize. Koridordan tribüne çıktık fakat gazın etkisi çok yoğundu. Söylentilere göre tribüne doğru da sıkılmıştı.
    Devre arası böyle bitti ve tribüne girdik fakat bağırmaya mecalimiz yoktu. O an yerde eski bir atkı buldum üzerinde Forza Beşiktaş yazan italyanca atkı. Onu da arkadaşım C.G. ile gördüğümüz bir çocuğa verdik ağzını burnunu kapatsın diye. Uzak taraftaki fener tribünleri bile etkilenmişti bu gazdan. Kendimize geldiğimizde dakika 60'ı gösteriyordu. O 15 dakika ne oldu hiç bilmiyorum. O halimize rağmen 60'tan sonra bağırmaya devam ettik. Maçı kaybettik. Metrobüse bindik döndük. Ertesi gün okula gidemedik yorgunluktan. Mazide yer edindi böylece bu maç...

    delete

Yorum Gönder

 

Arşivde Canlanır Koskoca Mazi Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger